Google aramalarınızı sitemizden kolayca yapabilirsiniz.





Cücü köyü destanı için TIKLAYINIZ.
CÜCÜ BEYİ 4. YAYLA ŞENLİĞİ VE FUTBOL TURNUVASI HAKKINDA AYRINTILAR İÇİN TIKLAYIN.
BİLMEM Her batışında güneş yeniden doğdu, Acaba bugün, son kez mi batar bilmem, Dünyada bakiyim sansa insanoğlu, Deveyi hörgücüyle yutar mı bilmem. O insanlar ki! Bilmezler, Dünya yalan, Çalışan, kazanan, mal mülk’e dalan, Lakin önemsemez, ahret cennet falan, Servetleri borcunu öder mi bilmem. Çalışmayanda diyor ki, yalan dünya, Bugün yarın ölüm var der, durur güya, Muhannete muhtaç olur, kalmaz hayâ, Cennet kazanmak böyle kolay mı bilmem, Güzeller harman olmuş, yiğitler zibil, Gönüller çağlar olmuş, yürekler sebil, Göçenler yalan olmuş, geri gelmez bil, Bir gün gelirde devran döner mi bilmem. Ben ne zaman geçmişe kafayı taksam, Çağlasa göz yaşlarım sel gibi aksam, Bir an, gönül gözüyle, şöyle bir baksam, Virane evim sanki saray mı bilmem. Şöyle geçmişe dönüp tarihte yitsem, Viran olmuş hanemin damında bitsem, Lokman hekim gelmedi, Ben ona gitsem, Tabipler bu yarayı sarar mı bilmem. Köyümün her yeri viraneye çıkmış, Her bir köşede hatıralar sıkışmış, Yol gözlemiş kalanlar, usanmış bıkmış, Ses versek yüzümüze bakar mı bilmem. Dünya derdi sarmış da, dört bir yanımdan, Uzun zamandır köye gelemedim ben, Yürekten af dilesem büyüklerimden, Akrabalar sarılıp, öper mi bilmem. Herkes dünya derdinde pür telaş ancak, Akranlarım, biz daha dün çocuktuk bak! Şimdi saçlar dökük, Ya da boyanmış ak, Kırk hamamda yıkansak çıkar mı bilmem. Ah çocukluk günlerim, huzurlu idi, Ne tatlıydı pekmezle, hereni dibi, Darıltmadan davarı, eskisi gibi, Helki’yle yoğurt çalsak, tutar mı bilmem. Kestanenin derdini dinleyen var mı? Ata yurdu terk edip göç etmek kar mı? Mor sümbüller inlerken gurbetler yar mı? Gülleri boyun büküp, solar mı bilmem. Ne haber, hacı muras’dan, ahraz gölden, Her bir yerini anmak geçer gönülden, Lakin mümkün mü saymak, ne gelir elden, Ya kızılkaya, Beşkat, küser mi bilmem. Mümkün mü bize hiç, bu vatandan kopmak, Güz geldi yetişin, düşmeden son yaprak, Vefa olmazsa, darılmaz mı bu toprak, Pınar akarda, bocut dolar mı bilmem. Herkes kendi hesabını yapsın hele, Konuşmak kolay, kilit vurulmaz dile, Biz atalarımızla övünsek bile, Onlar bizimle gurur duyar mı bilmem. Bakın, size bir misal vermem mümkün, Viran bağlarda ötüyordu daha dün, Bülbül, altın kafeslere girdiği gün, Şöyle içten coşup da, öter mi bilmem. Onlar ile şenlenir ocaklarımız, Hep doludur, hep sıcak kucaklarımız, Yarını yok olursa çocuklarımız, Gün gelir, bize hesap sorar mı bilmem. Gün şenlik günü, olur mu hiç gülmezsek, Gaflettir gülmek, sorunları bilmezsek, Zumlu ezip de son nefesi vermezsek, Mutluluk nesillerce sürer mi bilmem. Sözümle özüm birdir, riyayı sevmem, Zulüm varsa ortada, zalimi görmem, Ağlanacak halimiz, muşkula gülmem, Biz çalışsak neslimiz güler mi bilmem. Kim bu adam? Bıkmadan konuştu durdu, Akıllara gelmedik sorular sordu, Her biri yürek yakar, sözleri kordu, Hızır’a şeker versek susar mı bilmem. HIZIR AKYILDIZ 12.03.2007Kimden: Admin..
Babaannesinin sözleri yankılandı kulaklarında:Kimden: MAHMUT DOĞAN 12.11.2007
"-Oğlum, Süleyman'ım, namaz hiç bu vakte bırakılır mı?"
Babaannesinin yaşı yetmişe dayanmıştı.
Ama ezan okunduğu vakit yaşından beklenmeyecek bir hızla
yerinden sıçrar, abdestini alır ve huşû içinde namazını kılardı.
Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu.
Ne oluyorsa, namaz hep son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını
alelacele edâ ediyordu.
Bunu düşünerek kalktı yerinden,
gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı.
Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak:
"Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine.
Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan
kendisini odasına attı.
Mecburen, hızlı hareketlerle namazı edâ etti.
Tesbihâtını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi.
"-Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." diye içinden geçirdi. Çok seviyordu onu...
Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu her defasında bir gökkuşağı
hayranlığıyla seyrederdi.
Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki...
Hicâbından renkten renge girerdi.
O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde.
Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu.
Namazdan sonra bir süre bu şekilde tefekkür etmeyi severdi.
Gözleri kapanır gibi oldu.
"-Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece....
***
Kıyâmet kopmuştu. Mahşerî bir kalabalık vardı.
Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor;
kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş,
başı ellerinin arasında bekliyordu.
Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya
çalışıyor, soğuk soğuk terler döküyordu.
Hayattayken kıyâmet, sorgu sual ve mizan
hakkında çok şey duymuş ve
âhiret hayatı hakkında bir çok bilgi edinmişti.
Ama mahşer meydanındaki ürperti, korku ve bekleyişin
insana bu denli dehşet vereceğini tahmin bile edemezdi.
Hesap devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular.
Hayretle bir sağa, bir sola baktı.
"-Benim ismim mi okundu?" dedi dudakları titreyerek...
Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. O esnada iki kişi kollarına girdi.
Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi.
Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü.
Merkezî bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından
uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi
geçiyordu gözlerinin önünden...
"-Şükürler olsun!" dedi, kendi kendine ve devam etti; "Gözlerimi dünyaya açtım,
hep hizmet eden insanları gördüm.
Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını İslam yolunda harcıyordu.
Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp,
bir yenisi kuruluyordu.
Ben ise, elimden geldiğince insanlara hizmet etmeye çalıştım.
Dilim döndüğünce onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım.
Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim.
Haramlardan kaçındım."
Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken,
"-Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." diyordu.
Ama bir yandan da:
"-O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." diye düşünüyordu.
"Ama Rabbim çok merhametli, günahları setreden ve af edendir.
Beni de af eder, inşâallah" dedi.
Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu.
Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu.
Kullar üzerinde kalan haklar tek tek hesaplanmış,
bunun neticesinde amellerinin karşılığı azaldıkça azalmıştı.
Gözleri terazinin ibresinden bir ân olsun ayrılamıyordu.
Hesap o kadar uzun ve zahmetli gelmişti ki!..
Sonunda hüküm verilecekti.
Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanındaki kalabalığa döndüler.
Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı.
Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti.
Mahşerî kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu?
İsmi cehennemlikler listesindeydi.
Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı.
"-Olamaaaazzzz!" diye bağırdı. Çaresiz sağa sola koşturdu.
"-Ben nasıl cehennemlik olurum?
Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum.
Hep Rabbimi anlattım." diyordu.
Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu.
Kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru sürüklemeye başladılar.
Çırpınıyordu.
Medet yok muydu?
Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?
Dudaklarından kırık dökük kelimeler, yalvarmayla karışık döküldü..
"-Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'an-ı Kerimler... Namazım...
Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu.
Bağıra bağıra yalvarıyordu.
Cehennem melekleri sanki onu hiç duymuyor,
kendilerine verilen emri yerine getiriyorlardı.
Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.
Bir ân, aklına Allah Rasûlü'nün
"Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı
o ırmak nasıl temizlerse, günde beş vakit namaz da insanı günahlardan öyle temizler."
hadîs-i şerîfi geldi.
"Şimdi namazlarım da mı beni yalnız bırakacak?" diye içinden geçirdi.
"-Namazlarım... Namazlarım... Namazlarım!" diye hıçkırdı.
Vazifeli melekler hiç durmadılar
. Yürümeye devam ettiler, cehennem çukurunun başına geldiler.
Alevlerin harâreti insanın yüzünü yakıyordu. Süleyman, son bir defa dönüp geriye baktı.
Artık gözleri de kurumuştu.
Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.
Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi.
Vücudu boşlukta aşağıya doğru düşüyordu.
Düştükçe sıcaklık artıyor, daha alevlere ulaşmadan ateş insanı yakıyordu.
Alevlere iyice yaklaşmıştı ki, bir el kolundan sıkıca yapıştı
ve kendisini yukarıya çekmeye başladı.
Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar, onu
düşmekten kurtarmıştı.
Kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı.
"-Siz de kimsiniz?" dedi.
İhtiyar gülümsedi:
"-Ben senin namazlarınım!..."
"-Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse ateşe düşüyordum." dedi.
İhtiyar başını sallayarak, tekrar güldü:
"-Sen de beni hep son ânda yetiştirirdin, hatırladın mı?"
***
Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı.
Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı.
Abdest almaya gidiyordu.
Rabbim cümlemizi ibadetlerini vaktinde ve layıkıyla yapan kullarından eylesin...
AMİN...
Unutulan Sünnetlerimiz: Unutulmaya yüz tutmuş sünnetler, Bir hadisi şerifte "Ahir zamanda unutulan sünnetimi ortaya çıkaranaKimden: 04/12/2007 ,Mahmut DOĞAN Göndermiştir.
(uygulayana) yüz şehit sevabı verilecektir."
(Kütüb-i Sitte) "Bu müjde hepimize yeter 1-Müsafeha etmek (iki müminin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları) 2-Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması 3-Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması (tuvalet) 4- Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması 5-Namazları başı açık kılmamak 6-Abdestte ayakları üç defa yıkamak 7-Pantolonu katlayıp koymak 8-Pantolonu oturarak giymek 9-Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek 10-Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi 11-İstişare etmek 12-Sakal ve bıyık bırakmak 13-Çevreyi temizlemek 14-Çıplak ayakla namaz kılmamak 15-Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek 18-Suyu üç yudumda ve oturarak içmek Kabe’ye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek 19- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak 20-Kabristandan geçerken selam vermek ve on bir İhlas okumak 21-Ölüye definden sonra telkin vermek 22-İslam nikahı kıymak 23-Tırnak kesmeye şahadet parmağından başlamak 24-Tırnağını Cuma günü kesmek 25-Yatarken sağ tarafına yatmak 26-Abdestli yatmak 27- Yemeğe tuz ile başlamak 28-Sofrada sirke bulundurmak 29-Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek 30-Uşur vermek (Farz) 31-Ezanın yüksekte okunması 32-Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak 33-Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak
(bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir) 34-Her gün ölümü düşünmek 35-Gözlere sürme çekmek yatarken - Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz,
İsmi duyunca vacip, her seferinde ismi duyulunca müstehap) 36-Her gün tövbe etmek 37-Kabirleri ziyaret etmek 38-Güneş doğduktan sonra bir miktar uyumak 39-Yolda başı öne eğik yürümek 40-Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek 41-Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak 42-Misvak kullanmak 43-Cuma günü gusül abdesti almak 44-Güzel koku sürünmek 45-Oturarak küçük abdest bozmak (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur) 46-Abdest bozarken kıbleye dönmemek. Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek 48-Yemekten sonra baş parmağını yalamak 49-Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu) 50-Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur) 51-Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak 52-Günde iki öğün yemek 53- Cevizi peynirle yemek (Şifadır). Üzümle ekmek yemek 54-Başka bir şehre gittiğinde ilk önce soğan yemek 55-Ölüm halinde su içirmek 56-Cenaze namazı için tesbih çekmeyi terk etmemek 57-Cenaze namazından sonra ayakta dua yapmamak 58-Kabir üzerine su dökmek. Kabri balık sırtı yapmak 59-Cenaze evine yemek göndermek 60-Kabristana selam vermek (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur) 61-Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi 62-Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek 63- Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek 64-Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,
Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek 65-Camide namaz bittikten sonra çıkarken
el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak
(İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı) 66- Namazda Rükuya giderken erkeğin sırtının
dümdüz olması, kadınınki düze yakın
ama tam düz olmaması (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -
Namazın Sünnetleri) 67-Camiye girerken birileri varsa selam
vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla
hissalihiyn demek. 68- Ezan okunurken durmak. Gidebiliyorsa camiye koşmak. 69-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını yıkamak. 70-İmanını sık sık tazelemek. Bunun nasıl olduğunu
sahabe-i kiram Efendimiz (S.a.v)'e sorduklarında
"La İlahe İllallah diyerek" buyurmuşlardır.
(İmam Gazali -Mukafeşetük Kulb) 71-Allah Resulü Efendimiz her gece yatmadan
evvel iki elini açarak birleştirir,
ihlas, felak va nas surelerini okuyarak
ellerinin içine üfler sonra başından
ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği
kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.
Hz Aişe Validemiz Efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını
rivayet etmektedir.